Çinde Müslümanlık Tarihi ve Osmanlı İlişkisi

Çin'in İslâm'la tanışması, Peygamber'in Medine'ye hicretinin sadece 29 sene sonrasına tekabül ediyor.Bunun anlamı şu: Onbeşinci yüzyılın en azından ilk yarısında İstanbul'da bir tek camii yokken, Uzakdoğu'da Çin'in Guangzhou liman şehrinde 651 yılında ilk camii çoktan ibadete açılmıştı bile. 
24.12.2014
Çin’in Müslümanlarla ilk teması, Müslüman Arap tüccarlarının Çin’e kadar gerçekleştirdikleri ticaret kervanları vasıtasıyla olmuştur. Özellikle, Çin’in Xian şehrinden başlayıp Avrupa’ya kadar uzanan “İpek Yolu”, bu konuda büyük rol oynamıştır. Bu yolla ve deniz yoluyla, Çinli tüccarların Batı’ya gitmeleriyle de Seylan ve daha Batı’da İran ve Hint ülkeleri ticaret ortamlarında, Çinliler Müslümanları tanıma fırsatı bulmuşlardır. 
 
Zaten çok eski dönemlerden beri, Çin tüccarları, Arabistan kıyılarına ve Basra Körfezi’ne kadar gidiyorlar, oralarda ticaret yapıyorlardı. Yani Çin, kendilerine göre, Orta Doğu’nun ve Anadolu’nun da içinde bulunduğu Batı’yı tanıyordu.(1) Çin ile Arabistan arasındaki bu ticaret o kadar önemliydi ki, müstakil araştırmalara bile konu olmuştur.(2)
 
İşte, Çin de Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in, İslâm’ı tebliğ etmek üzere oraya elçi gönderdiği bir ülkedir. İlk defa Çin’e hangi Müslüman’ın gönderildiği konusu, değişik rivayetler halinde ele alınmaktadır.(3) (Müslümanlığın Çin’deki serüvenini kaynaklarıyla tespit etmek zor bir iştir.) Bu zorluk, Çinli Müslümanların, eski tarihlerini koruyamamalarından ve de tarihlerini iyi bilmemelerinden kaynaklanıyor. Bildikleri tek şey, Batı’dan Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed (sav)’in gönderdiği bir “Sa-Ka-Pa”nın, yani ‘sahabe’nin Guangzhou/Kanton bölgesine gelerek İslâm’ı tebliğ ettiği şeklindedir.(4)
 
Adı Vehb b. Ebî Kebşa olan bu elçinin tebliğinden sonra Çinliler, Müslüman olmaya başlamış ve “Müslüman olma” olgusu, bütün dünyada olduğu gibi Çin’de de devam etmektedir. 
 
Çin’e gelen ilk Müslüman konusunda çok değişik rivayetler vardır. Ancak hemen bütün rivayetlerin birleştiği nokta, Çin’e gönderilen sahabenin, Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in anne tarafından akrabası olduğudur.(5) Bu sahabeye “Sarta” veya “Sarti” denilmektedir ki, bu kelimeler, muhtemelen Sa’ad veya Seyyid kelimelerinin Çince telaffuzundan ibarettir. 
 
Bazı rivayetlerde, Hz. Peygamber (sav)’in Çin’e gönderdiği ve orada, yani Kanton’da türbesi bulunan tebliğcinin, Sa’d b. Ebi Vakkas olduğu rivayet ediliyorsa da bu rivayet yanlıştır. Çünkü Hz. Ömer (ra) zamanında, İran’ı fetheden Sa’d b. Ebi Vakkas, Medine’de vefat etmiş ve orada defnedilmiştir. Sultan Abdülhamid döneminin son yıllarında Çin’e seyahat etmiş olan Abdurreşîd İbrahim de (bu konuya) değinmekte ve Çinli Müslümanların bu yanlış bilgilerini uzun uzun anlatmaktadır.(6)
 


 
Rivayet nasıl oluştu?
 
Aslında Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem)’in Çin’e gönderdiği sahabinin adı Vehb b. Ebi Kebşe idi. Vehb, aynı zamanda o güzel Peygamber’in akrabasıydı… Çok iyi bildiğimiz gibi Sa’d b. Ebi Vakkâs da anne tarafından Peygamber Efendimiz’in akrabası idi. Vehb, Sa’d b. Ebi Vakkas’a göre az tanındığından, muhtemelen, “Sa’d b. Ebi Vakkâs’ın akrabası” olarak tanınmış ve zamanla adı unutularak sadece “Sa’d b. Ebi Vakkas” kalmıştır.
 
Vehb’in Çin yolculuğunu tam bir sene sürmüş, Çin İmparatoru’na İslâm’ı tebliğ etmişti. Tebliği üzerine, Çinliler Müslüman olmaya başlayınca, Çin’de devamlı kalıp tebliğ ve hizmet etmek için lideri olan Peygamber’den izin almak üzere tekrar Medine’ye döndü. Fakat Vehb, Medine’ye varınca üzüntülere boğuldu. Dünyası yıkılmıştı adeta… Kendisini Çin’e gönderen lideri, Allah’ın son Elçisi Muhammed (sav) vefat etmişti. Üzüntüsünden kahrolmuştu. Onun hatırasını sürekli yâd etmek üzere, Müslümanların başına halife tayin edilmiş olan Ebû Bekir’den izin alıp tekrar Çin’e geri döndü ve ölünceye kadar İslâm’ı, Çin ülkesinde tebliğ etti.
 
 
Darby de Thiersant,(7) eski Çin kaynaklarına dayanarak, Vehb b. Ebi Kebşe’nin, Çin’ e ikinci gidişinde, Hz. Ebû Bekir (ra)’ın toplattığı Kur’an nüshasından bir kısmını aldığını da iddia etmektedir. Hz. Ebû Bekir’in toplatıp bir araya getirttiği Kur’an/Mushaf tek nüsha olduğuna göre, muhtemelen Sahabi Vehb’in Çin’e götürmesi için de bir nüsha hazırlanmıştır. Ne var ki Thiersant’ın bu iddiasını biz kaynaklarda tespit edemedik.
 
Bugün dahi türbesi Çin’in Kanton eyaletinde bulunan ve dünyanın her tarafından gelen Müslümanlar tarafından ziyaret edilmekte olan Vehb b. Kebşe, aynı zamanda Çin’de ilk camiyi de yaptırmıştır. 
 
Çinli Müslümanlara, “Hoey-Hoey”, ya da “Hoey-Tsee”, yani “Allah’a olmuşlar” denir.(8) Bu kavramlar, 1335 yılında, Say-tien-Tche adındaki Müslüman bir prensin müracaatı üzerine, Çin İmparatoru Chun-Ty tarafından kabul edilmiş ve resmen kullanılmıştır.(9) Fakat Çinli Müslümanlar, kendileri için “muminin” ve “musulmani” tabirlerini de kullanırlar. 
 
Çin’e İslâm’ın gidişi ile ilgili bir Çin belgeselinde (10) aynen şu ibaretlere rastlanıyor: “… Batı’nın ulu azizi Muhammed -ki sahabileri Kutsal Taş’a (Haceru’l-Esved’e) yönelip namaz kılarlar-, bu sahabelerden(11) birini, dinini tebliğ etmek üzere Çin’e gönderdi… Bu sahabenin, deniz yoluyla Çin’e gelebilmesi bir seneden fazla sürdü. O, Kanton’da karaya çıktı, Çin’in tamamını geçerek, Kanton’da dinini yerleştirdi.”
 
Osmanlı ve Çin Müslümanları
 
Osmanlı Devleti’nin, Çin Müslümanlarıyla olan ilişkileri çok eskiye dayanmaktadır. Nitekim Çin’in değişik bölgelerindeki mezar taşlarından, buralara giden Osmanlıların isimleri okunmaktadır. Mesela Hicri 1166 yılında Kanton eyaletinde vefat eden Hacı Muhammed, bunlardan sadece bir tanesidir. Bu zatla ilgili kitabede şöyle denilmektedir:
 
“Burada metfun olan zatın ismi Muhammed Haci b. Muhammed Haci’dir. “Ru-Mu” Devleti(12) eşrafından olup Nay-Ong Hükümetinin üçüncü “Çen-Ku-An” senesinde (Hicretin 9. senesinde) vefat etmiş olan reisimiz Sart-Saybu-Vakasa(13) ziyaret etmek üzere Kanton’a gelmiştir(14).
 
Osmanlı Devleti, kendi devlet siyaseti gereği, hemen bütün Müslümanlarla ve bu arada Çin Müslümanlarıyla ilişkiye girmiş, zaman zaman onlara hem din âlimlerini göndermiş, hem de maddi yardımlarda bulunmuştur.
 
Osmanlı Devletinin Çin Müslümanlarıyla olan ilişkisi, Sultan Abdülhamid döneminde doruk seviyesine çıkmış, oralara büyük Hocalar gönderildiği gibi Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar da Çin’den öğrenciler İstanbul’a gelerek/getirilerek, Dârülfünun’da/İstanbul Üniversitesinde okumaları sağlanmıştır. Çin Müslümanlarıyla bu şekilde sıcak ilişkilerde bulunulabilmesi, Osmanlı Çin ilişkilerinin fevkalâde iyi olmasından kaynaklanıyordu.
 
Çin’de İslâm Birliği Siyasetinin Uygulanması
 
Sultan II. Abdülhamid’in, Batı emperyalizmine karşı Çin ve diğer Uzak Doğu ülkelerinde yürütmüş olduğu İslâm Birliği siyaseti, maalesef bizim bu konuyu ele alışımıza kadar hiç işlenmemiş bakir bir konuydu. Oysaki bu konu, hem Osmanlı Devleti hem Çin hem de Batı ülkeleri için fevkalâde büyük önem arz eden bir tarihi olaydır.
 
Nitekim bu konu o kadar önemlidir ki, o tarihlerdeki dünya siyasî çevrelerine konu olmuş, özellikle 19. yüzyılın sömürgecileri olan Batı Avrupa ülkelerini yakından ilgilendirmiştir.(16)
 
Bilindiği gibi Çin de 19. yüzyılın sonlarında Batı Avrupa ülkelerinin sömürmeye çalıştıkları yerler arasındaydı ki, Hindo-Çin bölgesi sömürge hâline getirilmişti bile. İşte, Uzak Doğu’nun ve dünyanın bu büyük ülkesinde, Müslümanlar da büyük bir yekûn tutuyordu. Bizzat resmî Çin istatistiklerine göre, 1900’lerde, Çin ‘deki Müslüman nüfusu 70 milyonu buluyordu.(17) Budizm ve diğer dinlerdeki Çinlilere nazaran daha şuurlu ve aktif olan Müslümanlar, Çin’i sömürmek isteyen Batılı devletlere karşı ayaklanmışlardır ki, bu isyanlardan bazıları şunlardır: 
 
- 1816 Taşbalık isyanı (Çin Türkistan’ı),
- Kaşgarlı Cihangir ve Yusuf adlarındaki iki hocanın önayak olduğu 1827-1829 isyanı,
- 1830 yılında, Şansi, Barkul ve Burut’lar (Bouroutes) arasındaki hareket,
- Kaşgarlı Kati Tura ve Vali adlarındaki iki hocanın yönettiği 1847 ve 1857 isyanı,
- 1858 Kırgız Müslümanlar hareketi,
- Kırgızlı Sadık Bey’in 1864 hareketi,
- Kaşgarlı Buzuk Hoca’nın 1865’deki hareketi,
- Kaşgar Emiri Yakub Bey’in 1865-73 hareketi,
- 1855-73 Yunnan ve Koueitcheou isyanı,
- 1862-73 Kansu (Doumgans) isyanı,
- 1863-82 Dzoungarie (Doumgans) ve Habibullah (Yarkand) isyanı,
- 1895-96 Kansu (Sining) isyanı,
- 1899 Manas (Çin Türkistanı) hareketi(18). Konumuz sınırlı olduğundan, bu isyanların detaylarına inmiyor, bu kadarıyla yetiniyoruz.(19)
 
 
 
Osmanlı’nın ilgisi
 
Elimizde bulunan arşiv vesikalarından anlaşıldığına göre, Sultan Abdülhamid’in Çin’le olan teması, bu isyanlardan sonra başlamıştır. 1899 yılında Çin Müslümanları, Çin’de bulunan Batılı emperyalist Devletlere karşı ayaklandılar. 
 
1899 yıllarındaki bu Müslüman ayaklanmalarına, Müslüman olamayan Çinlilerin de iştirak etmesiyle, Çin’deki durum, oradaki sömürgeci Batı ülkelerini, yani İngiliz ve Fransızları, hatta Osmanlı Devleti ile iyi ilişkiler içerisindeki Almanları rahatsız etmeye ve onları endişelendirmeye başladı.
 
Bu durumu kendi çıkarları için tehlikeli gören emperyalist Batı ülkeleri, Müslümanların “Hilâfet” müessesesini elinde bulunduran ve bu yüzden de İslâm dünyası üzerinde nüfuz sahibi olan Osmanlı Devletini aracı yaparak, bu isyanların bastırılmasında kendilerine yardımcı olmalarını istediler. Bunun için de Alman Devleti devreye sokuldu. Tıpkı günümüzde Amerikan emperyalizmine karşı mücadele veren Müslüman grupları pasifize etmek için bazı güçlü Müslüman Devletlerin kullanıldıkları gibi.
 
Vesikalardan anlaşıldığına göre, Avrupalılara karşı Çin’de ayaklanan Müslümanları yatıştırmak için Alman İmparatoru II. Guillaum, Sultan II. Abdülhamid’e müracaat etmiş ve hatta onu bu yolda teşvik etmiştir.(20)
 
II. Guillaum’un teklifine müspet cevap veren Abdülhamid, bu şekilde Çin Müslümanlarıyla temas kurmaya başlamıştır. Ancak şunu hemen ifade edelim ki Abdülhamid’in Çin Müslümanları nezdindeki bu girişimi, II. Guillaum’un istediği şekilde gelişmemiş, bilakis oradaki Müslümanların daha düzenli bir şekilde teşkilatlanmalarına sebep olmuştur. Nitekim Çin’deki durumu öğrenen Sultan Abdülhamid, o meşhur siyasetini devreye sokarak, Avrupalıların bu isteğini Müslümanların lehine çevirmek istemiş ve bunu başarmıştır da. 
 
Sultan Abdülhamid’in bu siyaseti, II. Guillaum’un gözünden kaçmamış ve başlangıçta, Abdülhamid’in Çin’de girişeceği hareketleri maddeten destekleyeceğine söz veren Alman Hükümeti, sonradan bu sözünden vazgeçmiştir. Ve öyle anlaşılıyor ki Alman İmparatoru, Sultan Abdulhamid’e yaptığı bu teklife pişman olmuş; onun bu teklifi, sanki “Çin’deki dağınık Müslümanları teşkilatlandır” babında bir hatırlatma olmuştur. Nitekim bunu fırsat bilen Abdülhamid, II. Guillaum’un pişmanlığını kâle almayarak, Çin’e birbiri arkasına heyetler göndermiş ve İslâm Birliği siyaseti ile ilgili faaliyetlerini orada da sürdürmeye devam etmiştir.